You are hereBlogs / hasansevki's blog / Çevre ve Savaş
Çevre ve Savaş
Savaş konusunda herzaman birşeyler yazılıp çiziliyor ve savaşın politik anlamından, kar kısmından, çıkarlardan, ülke sınırlarından, daha çok insan öldürebilemek ve düşman ülkeyi daha çok tahrip edebilmek için nekadar silah tüketilebileceğinden, hangi silahlara, tanklara, uçak savarlara ihtiyaç olabileceğinden bahsediliyor. Tabii bu tutum içerisine medyanın büyük bir etkisiyle sokulan insanlar savaşın en can alıcı ve önemli boyutunu gözardı ediyorlar: ÇEVRE.
İlk başta bakılınca nealakası olabilirki çevrenin savaşla denilebilir, ama birazdan vereceğim örnekleri okuyunca sizlerde savaşın önemini arttıran, yerellikten uzaklaştırıp genelleştiren şeyin ortak değerimiz olan Çevre olduğunu anlayacaksınız.
Çokta geçmişe gitmeden hemen 2. dünya savaşı geliyor aklımıza ve tabii ilk atom bombası... Japonyanın Nagazaki ve Hiroşima yerleşim yerlerine ABD tarafından atılan atom bombaları, saniyelerden daha kısa bir sürede radyoaktif serpinti kilometrelerce yol almıştı. Tam anlamıyla bir insanlık ve doğa kaybı yaşandı. 100 bine yakın insan ölmüş, milyonlarcası hatta doğmamış olanları genetik ve çevresel sorunlarla karşılaşmıştı.
Ah bide Vietnam savaşı var tabii, Amerikan askerlerinin Vietnamlı askerleri bulabilmek için, yüz binlerce ağacı, bitkiyi tahrip etmekle ve kullandığı kimyasal maddeler nedeniyle belki yüzyıllarca sürecek toprak sorunlarına, örnek; tarım, yol açmakla direkt olarak tüm insanlığa zarar vermiştir.
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte doğaya verilen tahribatta artıyor. Yakın tarihimize baktığımızda; Çeçenistanda petrol rafinerilerine ve petrol kuyularına yapılan düşüncesizce saldırılar sonucunda su kaynaklarına karışan petrol ve zehirli atıkların oluşturduğu kirlilik, NATO uçaklarının Kosovada ‘ stratejik ‘ öneme sahip alanları ve büyük endüstri tesislerinin üzerine yaptıkları saldırılar sonucu oluşan kirliliğin Tuna nehrinden sonra Karadenize karışması geleceğimizi karartmaya çalışan zihniyeti ortaya koyuyor.
Aslında örnekleri çoğaltmak dünyanın birçok yerinde süren savaşlar nedeniyle ne yazıkki çok kolay.
Şöyle birde araştırmalara baktığımızda artık delirmemek elde değil; Birleşmiş milletler verilerine göre; son 10 yıllık savaşlarda iki milyon ‘çocuk’ölmüş, 6 milyon çocuk sakat, 12 milyon çocuk evsiz, 1 milyondan fazla çocuk anne babasız kalmıştır.
Peki, birleşmiş milletler denilen yapı bu konuda ne yapıyor? Bolbol toplanıp kararlar alıyor(!). Sizinle hemen birleşmiş milletler antlaşmasının başlangıç maddelerini paylaşmak istiyorum;
1. Barışı korumak
2. İnsan haklarına saygı
3. Bireyler ve Uluslar arası eşitlik
Buraya kadar herşey çok güzel barışı korumak, insan hakları... Ama oturup şöyle bir düşündüğümde ve sorular sorduğumda hayretler içinde kalıyorum:
- Genel olarak kimler savaşların içerisinde?
Birleşmiş milletlerin başındaki ülkeler.
- Eeee peki bunlar değilmiydi barıştan, haklardan bahsedenler?
Evet, insanın aklına beynini tırmalarcasına NEİÇİN? KİM İÇİN? Gerçekten acaba başka çare yok mu savaş dışında? Soruları geliyor. Ülke çıkarları, kazanılacak toprak, saygı(!), para, enerji kaynakları, kültür yayma amacı ve dünya hakimiyeti... Bunlar belki nedenlerden birkaçı. Değer mi acaba bunlar için dünyamızı, geleceğimiz yok etmeye. Eğer aranızda değer diyenler varsa sizlere hemen çok küçük bir soru sormak istiyorum: İnsanların, doğanın olmadığı bir dünyada ülke çıkarlarının, geniş toprakların, PARAnın, enerji kaynaklarının bir önemi olacak mıdır!?
Savaş ve Çevre konusunun globalliği nedeniylede savaşlardaki haklılık haksızlık çerçevesi değişi veriyor. Örnek olarak herzaman gündemde yerini koruyan ve hayatımızın olağan durumu haline gelen Irak – ABD savaşını verecek olursak; Çevreyi tüm insanlığın ortak değeri, Savaşıda tüm insanlığın ortak ayıbıdır olarak değerlendirdiğimizde. Irak ve ABD savaşında herhangi bir tarafın haklılığını savunmak geçmişlerinde yaptıkları olaylar nedeniyle saçma olur. ABD nin atom bombası, Irak’ın Halepçede yaptığı kimyasal vahşet...
Verilen örneklerden de anlaşılabileceği gibi, çevrenin savaşlar nedeniyle tahrib edildiği açıktır. Ve göz göregöre bu acı tahribat sürmektedir. Bu dünya, topraklar, enerji kaynakları, bu ekoloji, bu iklim, yedi kıta, okyanuslar, ormanlar ve aklımıza gelebilecek yer yüzündeki herşey insanlığın ortak değeridir, ve bu ortak değerlere gelecek her zararlı tutum direkt olarak insanlığa yansımaktadır, yani ne amaçla olursa olsun, doğaya, ekolojiye zarar verecek herşey aslında bize, geleceğimize ve geleceğe zarar vermektedir, buna sessiz kalamayız!
Son olarak şu soruyu sormak istiyorum;
Acaba savaş yanlısı devletler politikalarından vazgeçmek için tüm dünyanın yok olmasını bekliyorlar?
Yaşanılabilir bir dünya için; Savaşa HAYIR!
Baran BOZOĞLU
Yazını DOC hali için tıklayın