You are hereBlogs / hasansevki's blog / 2020 YILINDA DÜNYA’DA VE TÜRKİYE’DE ÇEVRE (Prof. Dr. Göksel N. Demirer)

2020 YILINDA DÜNYA’DA VE TÜRKİYE’DE ÇEVRE (Prof. Dr. Göksel N. Demirer)


By hasansevki - Posted on 13 July 2009

Göksel N. Demirer

ODTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü 06531 Ankara

Bu çalışma Türk Tabipleri Birliği (TTB) 50. Büyük Kongresi’nin özel gündemi olan “2020 Yılında Nasıl bir Tıp/Sağlık/Ülke/Dünya Ortamı Öngörülebilir ? Oluşturulabilir ?” teması altında yeralan başlıklardan biri olan çevre konusunun, eşitlikleri derinleştiren mevcut baskın eğilim-lerin sürdüğü ve eşitsizlikleri yok edecek biçimde tersine çevrildiği koşullarda, 2020 yılı için öngörülmesini/projekte edilmesini hedeflemiştir.
Geleceğe ilişkin herhangi bir öngörü/projeksiyon, konu üzerinde bugün varolan durumun kendisine yol açan tüm dinamikleri ile değer-lendirilmesini gerektirir. Bunun ilk aşaması ise varolan durumun gerçekçi bir “fotoğrafının çekilmesi” dir. Bu çerçevede bu çalışmanın ilk bölümünü dünya ve ülke boyutlarıyla çevre sorunlarının genel bir “fotoğrafı” oluşturacaktır. Yer sınırlaması nedeniyle bu bölümde sadece genel bilgiler aktarılacak ve ilgili okuyucuya pekçok altbaşlık için bir kaynak dizini sunulacaktır . İkinci bölümde, yaşanmakta olan çevre sorunlarına yol açan dinamikler ele alınacaktır. Üçüncü ve dördüncü bölümlerde ise sözkonusu iki farklı senaryo için çevre sorunları alanında geleceğe ilişkin projeksiyonlara ve saptamalara yer verilecektir.

1. Günümüzde Çevrenin Durumu

1.1. Dünya

Dünyada çevrenin durumunun genel bir çerçevesinin çizilmesi için ilk olarak Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın (UNEP) 1997 yılında yayınladığı "Global Environment Outlook" (Küresel Çevreye Bakış) isimli rapordan kimi alıntılar yapılacaktır.
İlk önce genel belirlemeler:

 21. Yüzyılda dünyada toplumsal, kurumsal ve ekonomik alanlarda köklü değişimler ve ülkeler arası ve içi eşitsizliğin artışı sürecek-tir.
 Dünya nüfusunun büyük bir bölümü daha da yoksullaşacaktır.
 Gelişmekte olan ülkelerde yasal, kurumsal, teknolojik, vb. bazda görülen kimi iyileşmelere karşın, çevre sorunları son on yılda hızla artmaya devam etmiştir. Bu ülkelerdeki çevre sorunları sahip oldukları sosyo-ekonomik yapı ile doğrudan ilintilidir.
 Dünyanın "sürdürülebilir" bir geleceğe gidiş hızı beklenilenin çok altındadır.
 Ulusal ve uluslararası fonlar çevresel bozulmanın önünü almaktan uzaktır.
 Doğal kaynakların bugünkü biçimiyle tüketilmeye devam edilmesi, yeterli çevresel önlemlerin varolmaması ve yenilenebilir kaynak-lara geçilememesi gelecekte açlık başta olmak üzere pekçok sorun ve karmaşaya yol açabilecektir.
 Doğal döngülerdeki değişimler, mevsim değişikliği, ozon tabakasındaki delinme/incelme, asidifikasyon, vb. küresel çevre sorunları arasındaki karmaşık etkileşimler pekçok ülkeyi kendi olanaklarıyla çözümlemeleri olası olmayan yerel, bölgesel ve küresel ölçekte çevre sorunları ile karşı karşıya getirmiştir.
 Kalıcı (persistent) organik kimyasalların alıcı ortamlara verilmesi daha önceleri bilinmeyen pekçok sağlık riskini çok önemli hale getirmiştir.
Bu çarpıcı belirlemelerden sonra çevre sorunları bazında bölgesel durum ve eğilimler çok genel hatlarıyla aşağıdaki gibi özetlenebilir:

Çevre sorunları -niteliği ve boyutları bölgelere göre farklılıklar göstermekle beraber- dünyanın heryerinde yoğun olarak yaşanmaktadır. Örneğin Kuzey Amerika ve Avrupa'da sürdürülemez bir yaşam biçimi kaynaklı ve sınırlarötesi boyutu da olan çevre sorunları insan sağlığı için büyük bir riskler oluşturmaktadır. Ama daha acil olmak üzere, Afrika, Batı Asya ve Asya-Pasifik bölgelerinde yoksulluk ve açlık en önemli sorunlardır.

Gelişmekte olan piyasa ekonomisine sahip bölgeler (Doğu Avrupa, Güneydoğu Asya ve Latin Amerika'nın bazı bölgeleri) yükselen ener-ji talebi ve endüstrileşme kaynaklı diğer olumsuz çevresel gelişmelerle karşı karşıyadır. Bu gidişat asidifikasyon, sera gazı emisyonları, vb. kaynaklı olarak gözlenen alıcı ortamların hızla bozunması; hava, su ve toprak kalitesinin hızla bozulmasına ve ciddi sağlık sorunlarına yol açmaktadır.

Dünyanın pekçok bölgesinde geçerli olan yaygın yoksulluk, üretim ve kalkınma hızının üzerindeki nüfus artışı, bunlarla bağlantılı küre-sel çevre sorunları yine küresel bir çözüm arayışını da zorunlu kılmaktadır. Her ne kadar gerekli teknolojiler olsa da, ekonomik baskılar ve yiyecek sağlama, barınma, vb. acil sorunlar gelişmekte olan ülkelerin daha temiz ve etkin üretim yöntemlerini benimseme hızlarını yavaşlat-maktadır.

Çevrenin hızla bozulması ve doğal kaynaklarının hızla tüketilmesine gerekçe olarak her ne kadar hızla artan dünya nüfusu gösterilse de, varolan üretim biçimi, kaynakların etkin olmayan biçimde kullanılması, atık üretimi, endüstriyel kirlenme ve yoğun kirlenmeye neden olan tüketim biçimleri de çok önemli etkenlerdir.

Dünyada yoğun olarak yaşanan başlıca çevre sorunları ve bunların bölgesel durum ve eğilimleri (Tablo 1, 2 ve 3) aşağıdaki başlıklar halinde gruplanabilir:

Toprak:

Besin kıtlığı ve yoksulluğun yoğun olarak yaşandığı Afrika, Batı Asya ile Asya-Pasifik ve Latin Amerika'nın bazı bölgelerinde ekilebilir toprakların yetersiz oluşu sonucu yoğun ve sürdürülebilir olmayan tarım politikaları benimsenerek birim zamanda topraktan elde edilecek ürün miktarı maksimize edilmektedir. Bu uygulama ise etkin bir toprak ve su yönetiminin olmayışını da beraberinde getirmektedir. Bunun sonucunda biyoçeşitlilik azalmakta, erozyon, toprağın nem tutma kapasitesindeki azalma, topraktan besin (nutrient) kaybı gibi önemli sonuç-lar ortaya çıkmaktadır.

Kentleşme, endüstrileşme, vb. nedenlerle verimli toprak kaybı bir milyardan fazla insanın yaşadığı 110 gelişmekte olan ülkeyi ciddi bir risk altında bırakmıştır.
Ormanlar ve biyoçeşitlilik:

Ormanlar ve biyoçeşitlilik bazında endüstriyel ve tarımsal etkinlikler yine gelişmekte olan ülkelerde ciddi bir sorun oluşturmakla beraber gelişmiş Kuzey ülkelerinde ormanlar ve biyoçeşitlilik büyük ölçüde koruma altına alınmıştır. 1980-1990 arasında dünya ormanları %2 oranın-da bir azalma yaşamış, bu azalmanın neredeyse tamamı yine gelişmekte olan ülkelerde gözlenmiştir. Dünyadaki biyoçeşitliliğin %80'inden fazlasını oluşturan ve Latin Amerika, Karayipler ve Asya'da bulunan ülkelerde yaşanan biyoçeşitlilik kaybı oldukça yüksek düzeydedir. Or-man ve biyoçeşitlilik kaybının ana nedenleri arasında hava kirliliği, asidifikasyon, tarım zararlıları, yangınlar, kontrolsüz sanayileşme, kent-leşme ve tarımsal etkinlikler kaynaklı atıkların doğal ortamlara arıtılmadan verilmesi gelmektedir.

Su Kaynakları:

Yüzey ve yeraltı suları ile ilgili sorunlar dünyanın tüm bölgelerinde yaşanmaktadır. Ancak küresel ölçekte su kaynaklarına ilişkin asıl so-run miktardan öte kalite ve dağılımdır. Hergün dünyada 25000 kişi düşük su kalitesi ile bağlantılı hastalıklardan ölmekte ve su ile taşı-nan/bulaşan hastalıklar dünya çapında en önemli hastalık ve ölüm nedeni olmayı sürdürmektedir. Dünya nüfusunun yaklaşık 1/3’lük bölümü (1,7 milyar insan) sağlıklı içme suyundan yoksundur. 21. yüzyılın başlarında dünya nüfusunun 1/4'lük bölümünün daha kronik su kıtlığı ile karşı karşıya kalacağı öngörülmektedir. Batı Asya, Afrika ile Asya Pasifik bölgelerinde su kaynaklarının geliştirilmesi ve etkin yönetimi çok öncelikli konulardır. Avrupa ve Kuzey Amerika’da ise ku kaynaklarının başlıca tehditleri arasında kimyasal atıklar ile kirlenme (kontaminasyon), ötröfikasyon ve asidifikasyon gelmektedir. Su kaynaklarını tehdit eden diğer unsurlar arasında tarımsal etkinlikler ve kent-leşme kaynaklı yaygın kirletici kaynaklar, yüksek su ihtiyacının olduğu büyük kentlerde su temini amaçlı yapılan drenajlar ile tuzlanan yeraltı suyu kaynakları ile büyük ölçekli hidrolik enerji yatırımlarının su kaynakları üzerindeki olumsuz etkileri sayılabilir.

Deniz Kirliliği:

Dünya nüfusunun %60’ı deniz ya da okyanus kıyısına 100 kilometrelik bölgede yaşar ve yaklaşık 3 milyar insan yiyecek, ulaşım, atık depolama, vb. için denizleri ve deniz habitatını kullanır. Dünyadaki kıyısal alanların 1/3’ü özellikle kara kökenli kirleticiler ve yapılaşma ne-denleriyle yüksek bir bozulma (degradation) riski ile karşı karşıyadır. %80’lik bir oran ile en büyük risk altındaki kıyılar Avrupa kıyılarıdır. Bunu %70 ile Asya ve Pasifik kıyıları izlemektedir. Petrol sızıntıları Batı Asya ve Karayip bölgelerini yoğun olarak etkilerken, turizm amaçlı yapılaşma ve oluşan yoğun kirlilik özellikle gelişmekte olan ülkelerin kıyısal bölgeleri ile adaları başta olmak üzere tüm dünya kıyısal alanla-rını olumsuz etkilemektedir. Bunlara ek olarak kontrolsüz ve aşırı avlanma ve yoğun kirlilik sonucu -küresel olarak- balık avlama sahalarının %60’ı büyük ölçüde tüketilmiştir.

Hava Kirliliği:

Dünyadaki tüm büyük kentler hava kirliliğinden yoğun olarak etkilenmektedir. Batı Avrupa'da hava kirliliği en önemli çevre sorununu oluşturmaktadır. Önceden sadece Avrupa ve Kuzey Amerika'nın bazı bölgelerinde gözlenen asit yağmurları ve hava kirliliğinin sınırlarötesi taşınımı sorunları Asya-Pasifik ve Latin Amerika'da da gittikçe yoğun bir biçimde gözlenmektedir. Ozon tabakasındaki incelme/delinme tüm önleme çabalarına karşın artarak sürmektedir. Bunun önemli nedenleri arasında yasaklanmasına karşın ozon tabakasına zarar veren mad-delerin illegal üretim ve kullanımı vardır. Küresel ısınma da benzeri biçimde sürmektedir. Enerji ihtiyacının ve dolayısıyla tüketiminin hızla arttığı dünyamızda enerji kullanımı kaynaklı hava kirliliğide hızla artmaktadır. Örneğin 1990-2010 yılları arasında Asya Pasifik bölgesinde %100, Latin Amerika'da ise % 50-77'lik bir enerji tüketim artışı öngörülmektedir. Hava kirliliği oluşumundaki yoğun katkılarına karşın yakın gelecekte fosil bazlı yakıtların birincil enerji kaynağı olarak kullanımının süreceği de öngörülmektedir.

Üretim ve Tüketim Biçimleri:

Varolan üretim ve tüketim biçimlerinin diğer tüm olumsuzlukları yanında neden olduğu yoğun doğal kaynak israfı ve atık üretimi halk sağlığını ve refahını olumsuz yönde etkilemektedir. Özellikle gelişmekte olan ülkeler kontrolsüz endüstrileşme kaynaklı çevre sorunlarını yoğun olarak yaşamaktadırlar.

Yazın tam hali ve devamı için tıklayın

Tags